->
Bir, iki, üç, dört…
Her birliktelik kalbin emzireceği bir yeni bebektir… Önce emeklemeyi sonra yürümeyi öğretmen gerekir. Kalbindeki sütü tüketmediler mi? Bazen hiç başlamamsı bir gün bitmesinden iyidir. Çünkü; çünkü beraberlik yaşlanırken bir terk ediş gençleşir. Seni hiç terk etmediler mi?* ZAKKUM
Ne kadar çok şey söylenebilir bu güzel şarkının bu kadarcık kısmı için bile. Sayfalarca öykü ya da cilt cilt roman yazılabilir mesela.
Her şarkı bir şiirdir aslında. Alfabenin bir yerlerinde birleştirilmeyi bekleyen o en muhteşem benzetmeyi bazen bir şair bulur, bazen de bu şarkıda olduğu gibi bir müzisyen.
“ Her birliktelik kalbin emzireceği bir yeni bebektir.” Bu cümle ne kadar da çok şey anlatıyor bize birliktelikler hakkında. Ve ardından gelen “Kalbindeki sütü tüketmediler mi?” cümlesi.
O kadar tüketildi ki kalplerimizdeki süt. O kadar yenik düştü ki kalplerimiz, tükenen son süt damlasından sonra oracıkta durabilirdi kalplerimiz. Ama durmadı ve yaralar sarıldıktan sonra başka biri için biriktirildi süt. Tıpkı bir annenin bereketli sinesi gibi emildikçe çoğaldı. Ya beraberliğin yaşlanırken bir terk edişin gençleşmesine ne demeli. Daha nasıl bu kadar net ifade edilebilirdi ki bir ilişkinin tükenişi.
“Aslında; aslında dostluklar da kardan adam gibidir. Eriycekleri bile bile inşa edilir. Kapım neden hiç çalmıyor artık. Fotoğraflardaki insanlar hatırlıyor mu beni? İsimleri neydi, bunları yüzleri çok tanıdık. Yalnız kalmak bir ilaç mıdır? Yoksa hastalığın ta kendisi mi? Işığı görünce karanlığa kaçan hemen böcekler gibi…” Bişeye çok uzun süre bakarsan onu görmeye yavaşça yüz tut… Hayat; hayat keşke; keşke bu kadar etobur olmasaydı…
Kulaklarım çınlarcasına yüksek sesle dinliyorum şarkılarını, çok zevk alarak ve her dinleyişimde yeni şeyler bularak sözlerinde. Yeni anlamlar gizli oluyor her seferinde benzetmelerinde.
” Aslında dostluklar da kardan adama gibidir. Eriycekleri bile bile inşa edilir”
Ne kadar doğru değil mi? Ben 26 yaldır yaşıyorum ve bu güne kadar dostluklarımın tamamı olmasa da büyük çoğunluğu erimese de, zaman zaman güneşin altındaki bir kardan adam kadar çaresiz kaldıkları oldu egolarımız karşısında. En en en yakın dostum bile bu şiiri yazdırabildi bir gece bana:
en sona saklanmış,
en özel;
son bir damlaydın
göz pınarımda
sende aktın…
Oysa O, Son Mohikan kadar eşsiz ve nadideydi. Neslinin son örneği göçmen bir kuştu benim için ve bir gece o da takılıverdi fiber optik kablolara. Ben onun yüzünden ancak benden önce terk ederse bu dünyayı ağlarım diye düşünürdüm.
Yalnızca çizgi filmlerde uyuya kalmaz göçmen hayvanlar. Göçmen kuşlar yollarını kaybeder bazen göç sırasında. Uyandığında herkes gitmiş olur ve o yola yalnız devam edecektir. Çırpındıkça, çabaladıkça daha çok yorgun düşer zavallı tek başına. Tıpkı ağa dolanmış bir balık gibi kaybeder gücünü çabaladıkça ve bazen bir şehrin ortasında bulur kendini. Şehrin elektrik telleri hiç anlamadan yakıverir canını. Çarpmıştır ve çarptığında tam kanatlarının o güzel kıvrımından yaralanır. Yere düşer acıyla. Bazen bir kedi, bazen yaramaz bir çocuk, bazen de bir otomobil son verir hayatına. Ama bazen iyi bir insan bulur onu, yaralarını sarar ve o uçup dostlarına yetişmesine gerek kalmadan geçirir o kışı. İyi insanın evinde sıcakta ve güvende…
İşte bu Kızılderili bulmuştu beni böyle uzun, tembel bir uykudan sonra. Yaralarım vardı ve ağlıyordum, açtım… Yaralarımı sarmıştı ve artık uzun kışlar boyunca uçmama gerek kalmamıştı. Bir gece bana artık yeniden uçmam gerektiğini hatırlatarak, Nietzsche’nin o güzel sözünü üstüne basa basa söyledi: “Derdini söylemekle, ona derman bulamayacağını anladığı gün insan artık insandır” der dost Nietzsche diyerek.
Oysa ben bunu yıllar önce öğrenmiştim ve derman değildi onda aradığım. Şu anda yaptığım gibi; yazmak gibi bir şeydi. Bir ihtiyaç; sadece anlatmak, dinlenmek ve anlaşıldığını hissetmek…
“ HAYAT; HAYAT KEŞKE BU KADAR ETOBUR OLMASAYDI”
Ve şarkı devam ediyor muhteşem müziğiyle:
İşte sen; kurbanlarından korkan… … … sen; kendi gölgesinden bile korkan, bir paranoyak… bir hipokondriyak… bir hipokondriyak…167,168 169, 170, 171, 172… Sen…. Yalınayak ve çırılçıplak… bir hipokondriyak… bir hipokondriyak… bir paranoyak… YALNIZ KALMAK İLAÇMIDIR YOKSA HASTALIĞIN TA KENDİSİ Mİ? bir hipokondriyak… bir hipokondriyak… bir hipokondriyak… KAPIM NEDEN ÇALMIYOR HİÇ ARTIK? bir paranoyak… SENDEN HİÇ VAZ GEÇMEDİLER Mİ? bir hipokondriyak… SENDEN HİÇ VAZ GEÇMEDİLER Mİ? … … SİZİN İSMİNİZ NEYDİ? Bir hipokondriyak… bir paranoyak… bir paranoyak… bir hipokondriyak… bir hipokondriyak… KALBİ ÇOKTAN İFLAS ETMİŞ… bir kardiyak… KALBİ ÇOKTAN İFLAS ETMİŞ… bir KARDİYAK… YALINAYAK… ÇIRILÇIPLAK… İŞTE SEN… bir paranoyak… BİR PARANOYAK… bir hipokondriyak… BİR HİPOKONDRİYAK… bir hipokondriyak… … … … … … … bir paranoyak…
- Siz… siz benim hakkımda ne konuşuyorsunuz…*
311, 312, 313… senin; senin ismin neydi… 314…315… HER BİRLİKTELİK KALBİN EMZİRECEĞİ BİR YENİ BEBEKTİR, ÖNCE EMEKLEMEYİ SONRA YÜRÜMEYİ ÖĞRETMEN GEREKİR… 322, 323, 324, 325, 326, 327, 328, 329, 330, 331, 332, 333.
Belkide şarkıyı 333’le bitirmelerinin nedeni; onlar, ben ve bizim gibiler hakkında “deli” diyenler için küçük bir gülümsemedir. Belki gizli bir imza…
Nisan 1st, 2008 at 16:56
hiç beenmedim
Aralık 17th, 2008 at 21:58
aslında kendini güzel sözlerinin denizine kaptıracak bir deneme değildi.imgeler güzeldi ama.yazdıkça neden olmasın değil mi?