
Türkiye’nin son yıllarda Ortadoğu ve Körfez ülkeleri ile yakın siyasi ilişkileri nedeniyle bu ülkeler gayrimenkul yatırımlarını Türkiye’ye yönlendirdi. Özellikle Türk dizilerinin de etkisiyle alımlar yoğunlaşırken, mütekabiliyet yasasındaki sorunların giderilmesi halinde kısa sürede Arap ülkelerinden Türkiye’ye 100 milyar doların üzerinde gayrimenkul yatırımı bekleniyor.
Gayrimenkul yatırımlarını bugune kadar ABD ve Avrupa ülkelerinde değerlendiren Arap sermayesi son dönemlerde bu ülkelerde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle yatırımlarını Türkiye’ye kaydırdı. Türkiye’yi gayrimenkul için güvenli liman olarak gören Araplar son yıllardaki TV dizilerinin de etkisiyle hem Türkiye’de gelip yaşamak hem de gayrimenkule yatırım yapıp kira geliri elde etmek istiyorlar. Mütekabiliyet (karşılıklılık) yayası nedeniyle Türkiye’de bireysel konut sahibi olamayan Araplar çözümü ise burada şirketler kurup onların üzerinde satınalma yoluna gidiyor. Son dönemde Türkiye’de şirket kuran ve inşaat şirketleri ile ortak projeler üretmek isteyenler Arapların da sayısı arttı. Ağırlıklı olarak nitelikli ve lüks konutları alan Arapların tercihi de 2+1 dairelerden yana. Sektör temsilcilerine göre mütekabiliyet yasasının çözülmesi halinde kısa sürede Araplara 100 milyar doların üzerinde gayrimenkul satışı yapılabilir.
100 milyar doların üzerinde satış
Ağaoğlu Şirketler Grubu Genel Müdürü Hasan Rahvalı: Son dönemlerde ciddi sayıda Arap Müşteri gelip projelerimizde inceleme yapıyor. Ortodoğu ve Körfez ülkelerinin nitelikli konuta ve İstanbul’a ilgileri çok fazla. Güney bandında da arayışları olduğunu biliyoruz. Bizim Ağaoğlu olarak şu anda Körfez, Dubai, Abu Dabi menşeyli gruplarla toplu alım için görüşmemiz var. Sermaye hareketi Ortadoğu’ya kaydı orada bir sermaye birikimi oluştu. ABD ve Avrupa’daki beklentilerin Araplar açısından olumlu seyretmemesi yatırımcıların Türkiye’ye yönelmesini sağloyor. Türkiye ile kültürel bağların tarihi bağların canlanıyor olması, siyasi yakınlaşmalar birçok faktör etkili ilgiyi buraya çekiyor. Türkiye’nin uluslararıs politik arenada Arap halkının benimseyeceği mesajların verilmesi de faktörlerden bir tanesi. Bizim Arap televizyonlarında gösterilen dizilerimiz bile ilginin buraya gelmesini sağladı. Gelen Arapların çoğu ihtiyaç sahibi alıcılar. Zamanların bir kısmını burada geçirmek isteyenler var. Dolaysıyla bizim görüşümüz şudur: Bir Türk insanı bir körfez ülkesinde bir gayrimenkul yatırımı düşünmeyebilir. Ama bir Arap vatandaşları için İstanbul rüya bir kent. Önümüzde engel olan tek şey mevzuat. Bürokratik engeller kalktığında Mütekabiliyet (karşılıklılık) esasının kaldırılması durumunda Türkiye kısa bir sürede sadece Araplara 100 milyar Doların üzerinde gayrimenkul satşı yapabilir. Çünkü Araplar son derece lüks villalar ya da nitelikli konutlar almak istiyorlar.
80 daire sattık
Ukra İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Atila Yavuz: Şu anda Batı ve ABD pazarındaki ekonomik sıkıntılar, Türki Cumhuriyetleri’nin Arap ülelerine karşı siyasi yaklaşımları nedeniyle Araplar Türkiye’yi kendisine yakın görüyor. Türkiye’de özellikle lüks ve nitelikli konut projelerine giriyorlar. Aidatlar ve ödeme planlarındaki kolaylıklar nedeniyle daha çok nitelikli konutlara bakıyorlar. Şu anda tek sıkıntıları Mutakibiliyet yayası. Bu yasa nedeniyle Araplar Türkiye’de konut alamıyorlar. O nedenle gelip burda şirket kuruyorlar ve şirketler üzerinden konut alıyorlar. Biz bu şirketlere satış yapıyoruz. Onlar kendi aralarında kullanma hakkını vatandaşlarına veriyorlar. Şu anda bizim Kuveyt menşeyli Al-Adjowan adlı bir bayimiz var. Kuveyt’e 4 ayda 80 tane daire sattılar. Araplar en çok Ukra Citiy ve Hane Plus projelerimize ilgi gösteriyorlar. Çok ciddi Arap alıcı var ama Mütekabiliyetten dolayı prosedüre girmek istemiyor. Araplar’ın kimisi yılın 1 ayı gelip burada yaşamak için ev alıyor. Genellikle mobilyalı tercih ediyorlar. Kendilerinin olmadığı dönemde de kiraya verip gelir elde ediyorlar. Yüzde 75’i 2+1, yüzde 10’u 1+1 ve yüzde 15’i 3+1 daireler alıyor. Bizim izlenimimize göre Araplar A sınıfı projelere girmekten kaçınıyorlar. Aidat olayına çok dikkat ediyorlar.
Blok satış için görüşüyoruz
İnanlar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Serdar İnan: Bizim projelerimiz için oturup konuştuğumuz Arap ve Körfez fonları var. Bolok satış anlamında konuşuyoruz. Tek başına daire satışı yapmadık. Büyük projeler için konuşuyoruz. Çünkü Araplar’a bir apartmanda daire verirsin diğerleri ile sorun yaşarsın. Bunların önüne geçmek için blok halinde satmak istiyoruz. Araplara ayrı projojeler geliştirmekte fayda var. Şu an çok büyük talep var. Bir Katar fonu projelerimizle ilgileniyor. İstanbul’da bir yatırım yapmak için devamlı yer alıyor. Arapların elinde ciddi paralar var. Türkiye’nin şu anda Arap, eski Sovyet coğrafyası ve Türki Cumhuriyetler’de etkin bir yapısı var. Bu 3 coğrafya da Türkiye’den ciddi şekilde etkileniyor. Araplar Türk dizilerinin de etkisiyle ve yatırım yapılabilecek Avrupa ülkelerinin yaşadığı kriz nedeniyle yatırımlarını daha çok buraya kaydırıyorlar. Arapların Türk gayrimenkul sektörüne daha fazla yatırım yapması için başta mütekabiliyet yayası olmak üzere, imarla ilgili sorunların çözülmesi gerekiyor.(Cumhuriyet)

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Finansal Piyasalar Raporu’nda, Haziran itibarıyla bankacılık sektörünün dönem net karının, geçen yılın aynı dönemine göre 1.8 milyar lira tutarında bir azalma göstererek 10.3 milyar lira düzeyinde gerçekleştiği belirtildi.
Sektörün kar tutarında geçen yılın aynı dönemine göre meydana gelen azalmanın, temel olarak net faiz gelirlerinde meydana gelen 2 milyar lira tutarındaki azalmadan kaynaklandığı kaydedildi.
BDDK tarafından üç ayda bir hazırlanan Finansal Piyasalar Raporu yayımlandı.
Küresel ekonominin üç sorunlu alanla karşı karşıya olduğu bir dönemden geçildiği belirtilen raporda, bu sorunların kamu borç stoku, büyüme ile istihdam sorunsalı ve sosyal istikrarsızlık ve sıkıntılar olarak görüldüğü bildirildi.
IMF’in bu yıla ilişkin büyüme tahminlerinin yüzde 4,4′ten yüzde 4,3′e revize edildiği aktarılan raporda, ABD ve Japonya ekonomisi büyüme performansı bakımından zayıf bir görüntü arz ederken, Avrupa Birliği ekonomilerinin kamu borç stoku ve kamu finansmanı sorunlarının daha da arttığı ve bu durumun da küresel ölçekte finansal piyasaları olumsuz etkilediği ifade edildi.
Söz konusu dönemde ayrıca, ABD borç tavanına yönelik siyasal gerilimle Euro alanında yaşanan sosyal sıkıntıların, piyasa güveninin belirgin bir biçimde bozulmasına yol açtığı belirtildi.
Raporda, şunlar kaydedildi: ”Küresel krizin ardından gelişmiş ekonomilerle gelişmekte olan ekonomiler arasındaki ayrışma artmış olmakla birlikte, gelişmiş ekonomilerin küresel ekonomideki ağırlıkları ve yüksek bütünleşmeleri, yaşanan sıkıntıların kısa sürede küresel istikrarsızlıklara yol açması riskini yükseltmektedir. 2011 yılının ikinci çeyreği verileri ve açıklanan diğer iktisadi göstergeler, Türkiye’nin gelişmiş ekonomilerle olan pozitif ayrışmasının sürdüğünü göstermektedir. Euro alanının çevre ülkelerinde görülen borçlanma krizinin merkez ülkelere bulaşma olasılığının güçlendiği bir dönemde küresel bir durgunluk yaşanması ihtimali, Türkiye’nin ekonomisine yönelik yeni tedbirleri içeren bir yaklaşımın benimsenmesini gerektirmektedir.
Nitekim zayıf seyreden dış talebin azalması ihtimaline karşı iç talep üzerindeki sınırlayıcı unsurların bu dönemde bir miktar gevşetilmesi yönünde yaklaşımlar sergilenmektedir. Küresel ortamda yeniden alevlenen risklere rağmen, Türkiye’nin borçlanma, maliye ve para politikaları muadil ekonomilere göre çok daha sağlam olup, söz konusu güçlüklerin yönetilebilir olduğu görülmektedir. Ayrıca kamunun yanı sıra, hane halkı ve şirketler kesiminin borçlanma durumu krizin merkezindeki ülkelere göre daha istikrarlıdır.”
FİNANSAL SEKTÖRÜN TOPLAM AKTİFLERİ BÜYÜMEYE DEVAM ETTİ
Türk lirasındaki değer kaybının cari açık riskinin sınırlanmasına yardımcı olabileceğine dikkati çekilen açıklamada, cari açığa yönelik halihazırda alınmaya başlanan yapısal önlemelerin daha da fazla gündeme gelmesinin muhtemel olduğu bildirildi.
Ayrıca, muhtemel bir küresel durgunluk riski karşısında, verginin tabana yayılarak vergi gelirlerinin artırılması, kayıt dışı ekonomi ile daha etkin mücadele ve kamu harcamalarının verimli alanlarda kullanılması araçlarına daha fazla başvurulmasının yararlı olabileceğine işaret edilen raporda, şöyle devam edildi: ”Finansal sektörün toplam aktifleri 2011 yılının ikinci çeyreğinde de büyümesini devam ettirmiş, Haziran ayı itibarıyla 1,48 trilyon lira olarak gerçekleşmiştir. Bankacılık sektörünün, finansal sektörün toplam aktiflerindeki payı yüzde 76,2 olarak gerçekleşmiş ve bankacılık en büyük sektör olmayı sürdürmüştür. Finansal şartlar ve intibak sürecine uyum sağlayamama gibi nedenler dolayısıyla finansal kiralama şirketlerinin sayısında 2006 yılından beri yaşanan azalma devam etmiştir. Finansal sektöre erişim kanalları, bankacılık sektörü ağırlıklı olarak büyümektedir. Bankacılık sektöründe yıl sonuna göre 281 yeni şube açıldığı görülmüştür. Şubeleşmeye paralel olarak istihdam edilen personel sayısı da 5 bin 883 kişi artmıştır. Mudiler, finansal sektörün en büyük müşteri kitlesi olmaya devam etmiştir. 2010 yılı sonuna göre Haziran itibarıyla hayat dışı poliçeler ve hayat poliçelerinde ciddi bir artış gerçekleşmiştir. Kredi müşteri sayısı yıl sonuna göre 2 bin 22 kişi artmıştır.
Yatırım portföyleri incelendiğinde yurt içi yerleşiklerin TL mevduat, hisse senedi, yatırım fonları ve DİBS tercihlerinin arttığı görülmüştür. Altın fiyatlarındaki artış, kıymetli maden hesaplarının değerini ve bu hesaplara talebi artırmıştır. Sigorta prim üretiminin ilk altı aylık göstergelerine bakıldığında bu yılın sonu itibarıyla önceki yıla göre artış gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Yatırım araçlarının üç aylık reel getirilerine bakıldığında borsa endeksi, dolar ve mevduatın yatırımcılarına kaybettirdiği buna karşın Euro ve altının ise kazandırdığı görülmektedir.”
TAKİBE DÖNÜŞÜM ORANI 2002′DEN BU YANA EN DÜŞÜK SEVİYEDE
Bankacılık sektörünün toplam aktiflerinin yılın ilk yarısı sonunda altı aylık dönem içinde yüzde 13,8, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 26,1 büyüdüğü belirtilen raporda, yıllık aktif büyümesinin yüzde 70′i kredilerdeki, yüzde 17′si ise bankalar, Merkez Bankası ve para piyasalarından alacaklar kalemindeki artıştan kaynaklandığı kaydedildi.
Bankacılık sektörünün maruz kaldığı kredi riskinin, yılın ilk yarısı itibarıyla iniş eğilimini sürdürdüğü belirtilen açıklamada, ”Bu dönemde takibe dönüşüm oranı yüzde 2,9′a gerilemiştir. Söz konusu değer, 2002 yıl sonundan beri gözlenen en düşük değer olması itibarıyla bankacılık sektörünün kredi kalitesinde yaşanan yükselişi göstermekle birlikte kredi kalitesinin iyileştirilmesi hususunda sektörün önünde önemli bir mesafe olduğu söylenebilir. Haziran ayı itibarıyla takipteki alacak tutarı da önceki çeyreğe göre yüzde 1,5 oranında azalarak 18,6 milyar liraya gerilemiştir” denildi.
Kredilerin, türleri itibarıyla incelendiğinde KOBİ kredileri, bireysel krediler ve ticari kredilerin takipteki alacaklarında ve takibe dönüşüm oranlarında gözlenen düşüş eğiliminin Haziran ayı itibarıyla da sürdüğünün dikkati çekildiği raporda, Haziran itibarıyla takibe dönüşüm oranlarının; KOBİ kredileri için yüzde 3,4, bireysel krediler için yüzde 3,3, ticari krediler için ise yüzde 2,4 seviyesine gerilediği bildirildi.
KREDİ KARTLARINA İLİŞKİN TAKİPTEKİ ALACAK TUTARI ARTTI
Bireysel krediler incelendiğinde, Haziran itibarıyla konut, taşıt ve ihtiyaç kredilerine ilişkin takipteki alacak tutarlarının bir önceki çeyreğe göre sırasıyla yüzde 10, yüzde 7,9 ve yüzde 3,5 oranında azaldığı, kredi kartlarına ilişkin takipteki alacak tutarının ise yüzde 0,2 oranında arttığı ifade edildi.
Finansal Piyasalar Raporunda, yılın ikinci çeyreğinde bankacılık sektörünün maruz kaldığı piyasa riski için ayırması gereken sermaye miktarının da bir önceki çeyreğe göre yüzde 4,2 artarak 2,9 milyar liraya yükseldiği belirtildi.
Bankacılık sektöründe en çok işlem gören türev ürünlerin para swap işlemleri, faiz swap işlemleri, para opsiyon işlemleri ve para forward işlemleri olduğuna işaret edilen raporda, bu dört işlemin toplam türev işlemler içerisindeki payının yüzde 94,64 seviyesinde bulunduğu kaydedildi.
Geçen yılın sonu itibarıyla toplam türev işlemlerin yüzde 49,92′si 3 ay ve daha kısa vadeliyken, bu yılın ilk yarısı itibarıyla söz konusu oranın yüzde 46,80 olarak gerçekleştiği aktarılan raporda, karşı tarafı yurt dışında yerleşik olan türev işlemlerin toplam türev işlemler içerisinde daha yüksek bir paya sahip olduğu ifade edildi. Raporda, toplam türev işlemlerin yüzde 47,90′ının ve swap işlemlerinin yüzde 59,1′inin karşı tarafının İngiltere’de yerleşik olmasına dikkati çekildi.
DÖNEM NET KARI, GEÇEN YILA GÖRE DÜŞTÜ
Bankacılık sektörünün SYR’sinin Haziran itibarıyla, yüzde 17,1 düzeyinde gerçekleştiği ve bu dönemde de güçlü görünümünü koruduğu belirtilen raporda, şöyle denildi: ”Bankacılık sektörünün ana sermayesi, 2011 yılı ikinci çeyreğinde 4,6 milyar lira artış göstererek, özkaynak içindeki payı yüzde 90,7 olarak gerçekleşmiştir. Ana sermayenin özkaynak içindeki ağırlığı, Türk bankacılık sektöründeki yüksek sermaye kalitesine işaret etmektedir. Haziran itibarıyla bankacılık sektörünün dönem net karı, geçen yılın aynı dönemine göre 1,8 milyar lira tutarında bir azalma göstererek 10,3 milyar lira düzeyinde gerçekleşmiştir. Karlılıktaki genel eğilim küresel bazda değerlendirildiğinde, G20 ülkeleri arasında Türk bankacılık sektörünün en yüksek karlılık oranlarına sahip ülkeler içinde yer aldığı görülmektedir. Sektörün kar tutarında geçen yılın aynı dönemine göre meydana gelen azalma ise temel olarak net faiz gelirlerinde meydana gelen 2 milyar lira tutarındaki azalmadan kaynaklanmaktadır.” Söz konusu dönemde kredilerden alınan faizlerde 3 milyar liralık artış olmasına rağmen, menkul değerlerden alınan faizlerle bankalardan ve para piyasası işlemlerinden alınan faizlerdeki düşmenin etkisiyle faiz gelirlerinin 1,4 milyar lira, faiz giderlerinin ise 3,4 milyar lira arttığı aktarılan raporda, aynı dönemde faiz dışı gelirlerde 1,4 milyar lira, faiz dışı giderlerde ise 2,6 milyar lira artış yaşanmasının etkisiyle, faiz dışı gelir-gider dengesinin faiz dışı giderler lehine sonuçlandığı kaydedildi.
Aktif ve özkaynak karlılıklarında ılımlı azalış eğiliminin sürdüğü belirtilen raporda, ”2011 yılının ikinci çeyreğinde, önceki yılın aynı dönemine göre aktif ve özkaynak karlılıkları sırasıyla 0,6 ve 3,7 puan azalarak, yüzde 2 ve yüzde 15,4 düzeylerine gelmiştir” denildi.

Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK), 31 Ağustos’ta ödenmesi gereken 2011 Temmuz ayı primleri ile yapılandırılan borçlara ait ikinci taksitin en geç 2 Eylül 2011 tarihine kadar ödeneceğini bildirdi.
Sosyal Güvenlik Kurumu, 2011/Temmuz ayı primleri ile yapılandırılan borçlara ait ikinci taksitin ödeme süresine ilişkin açıklama yaptı. Temmuz ayına ilişkin prim borçlarının ödeme süresi, 31 Ağustos 2011 tarihinin resmi tatile rastlaması nedeniyle resmi tatili izleyen ilk iş günü olan 2 Eylül 2011 tarihinde sona erdiğine dikkat çekilen açıklamada, 2 Eylül Cuma gününün Bakanlar Kurulu’nca resmi tatil olarak ilan edilmediği, söz konusu günde kamu personelinin idari izinli sayıldığı vurgulandı.
Bu nedenle 2011/Temmuz ayına ilişkin cari ay primleri ile 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılandırılmış olan borçlara ilişkin 2. taksitin ödenme süresinde bir değişiklik olmadığına dikkat çekilen açıklamada, vatandaşların mağdur olmamaları için, bahse konu ödeme yükümlülüklerini en geç 2 Eylül (dahil) tarihine kadar yerine getirmeleri gerektiği belirtildi.(Milliyet)

Yeni oluşan fiyatlarla Türkiye’nin ucuz algısının kırıldığı belirtilirken en çok zammı gören Polonya oldu. Polonyalılar gelecek yıl Türkiye’de tatile % 15 daha fazla para ödeyecek.
Yazın bitmesine sayılı günler kala yabancı tur operatörleri ile Türkiye’nin kıyı bölgelerinde hizmet veren oteller arasında 2012 yılına yönelik oda kontratlarının tamamına yakını imzalandı. İngiltere ve Almanya pazarları için hazırlanmaya başlayan ön kataloglarda artan ilgi nedeniyle Türk otelleri bu yıla göre yüzde 3 ile 5 daha pahalıya satılacak.
Fiyatların aynı oranda yurtiçi tatil fiyatlarına etki etmesi bekleniyor. Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Gürel Aydın, döviz kurunun son zamanlarda gösterdiği hareketlenme sayesinde fiyat artışının 2012 için yüzde 3 ile 5′lerde kaldığına dikkat çekti. Aydın, “Yüzde 30′a varan kurdan dolayı kazancımız oldu. Aslında fiyatlar daha çok artacaktı ama tur operatörleri artan kuru gösterip bizi buna razı ettiler” diye konuştu.
POLONYALIYA YÜZDE 15 ZAM!
Yeni oluşan fiyatlarla Türkiye’nin ‘ucuz turizm ülkesi’ algısını kırdığına dikkat çeken Aydın, “Artık Yunanistan’da yenilen bir yemeğin faturasının 2 katına Türkiye’de yemek yiyemiyorsunuz. Bunlar kaliteli tatil ve fiyat artışları açısından elimizi güçlendiriyor” dedi. İmzalanan kontratlar içerisinde en fazla zammın yüzde 15′lik artışla Polonyalı turiste yapıldığını belirten Gürel Aydın, sözlerine şöyle devam etti: “Şimdiye kadar ayakları alışsın diye Polonyalı turistin tatil fiyatlarına hiç zam yapmadık. Ancak bu ülkeden gelen turist sayısı artınca biz de zam yapmak zorunda kaldık.”
“İÇ PİYASA FİYATI KASIMDA BELLİ OLUR”
2012 için Almanya ve İngiltere gibi dev pazarlara yönelik acentelerin ilk tatil kataloglarını hazırlamaya başladığını belirten TÜROFED Başkanı Ahmet Barut, “Ön satışlar başladı. Burada Türkiye’nin yine öne çıktığını görüyoruz” diye konuştu. Barut, iç piyasaya yönelik tatil kontratlarının ise kasım ayında biteceğini belirterek, “Erken rezervasyon kampanyası Türkiye’de geç başlıyor. Yabancıların şimdiden satışa çıkardığı kıyı tatil bölgelerinin fiyatları kasımda belli olacaktır” dedi. (HT Ekonomi)

2001′de Bülent Helvacı ile evlenip Alp ismini verdiği bir erkek çocuk dünyaya getiren Zeynep Tokuş, ikinci evliliğini doktor Alp Nuhoğlu ile yapmıştı. Bu evlilikten de Ali ismini verdiği bir oğlu olan Zeynep Tokuş, üçüncü kez nikâh masasına oturdu. Ancak damat Erdem Yılmatürk’ün babası Şakir Bey ve annesi Ümran Hanım’ın oğullarının bu evliliğine sıcak bakmadığı iddia ediliyordu. (Vatan)
